10 Aralık 2009

Vatani görev...

Vatani görevimi yapmak üzere Edirne yollarına düşüyorum. Mayısta görüşmek dileğiyle.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı
331'inci Dönem Yedek Subay Sınıflandırma Sonuçları
Sonuç Açıklama Tarihi: 10 Aralık 2009

Aday Nu.36421
Adı ve SoyadıONUR YAŞARLAR
Baba AdıMEHMET ALİ
KuvvetiKara Kuvvetleri
SınıfıPiyade
StatüsüKısa Dönem Er
Branşı-
Kabul Toplama Merkezi-
Gideceği Sınıf Okulu / Eğitim Merkezi4'ÜNCÜ MKNZ. P. TUG. K.LIĞI KEŞAN EDİRNE

25 Kasım 2009

TAYK DUO-II

DUO yarış heyecanı

Yarış heyecanı henüz karadayken başladı. Pirattan daha büyük bir teknede daha önce hiç 2 kişi seyire çıkmamıştım. Sadece bu durum bile heyecanlanmama yetiyordu. İki yıldır takip ettiğimiz yoğun yarış programından artık teknemizin her detayını ezbere biliyorduk ama bu yarış diğerlerinden daha farklı olacaktı.

Start ve öncesi

Rüzgara yakın bir açıya döndük dümen dolabının önüne geçtim; piyanodan mandarın boşunu aldım ve bir yandan teknenin doğrultusunu ve diğer tekneleri takip ettim. Beklediğimden kolay bir şekilde ana yelkeni bastık, ardından genoa... Motivasyonumuz tam start işaretini bekledik. Balonu döşemek için zaman zaman başüstüne çıktım, bu sürelerde ekip arkadaşım Faruk dümencilik yaptı. Maalesef rüzgar 2-5 knot arasında bir hızdaydı ve bu bizim yürümemiz için çok yetersizdi. Starttan sancak kontra balonla çıkmayı planladık. Ancak startın hemen öncesi rüzgar doğuya dirse etti ve maalesef biz balonu bastığımızda ancak modaya doğru bir açıda kalabildik. Kavança atmamız gerekiyordu. Hemen başüstünü neta ettik ve günün ilk kavançasını attık. Çok hafif olan rüzgarda temiz bir kavança attık ve iskele kontra degavsingi tutar, geniş apaz bir seyirde ilerledik. Balon basarken yaşadığımız bir çapariz yüzünden starta biraz geç kalmıştık erken kavança atmamız gerektiği için biraz daha yol kaybettik bu sırada rakiplerimizden geri kaldık. Kavança atarken havuzdaki koşturmam sırasında GPSe sağlam bir dirsek çarptım. Haliyle kendisini orada denize gömdük. Biraz bocaladık ancak moraller hala yerinde yarış yeni başladı, artık biz avcıydık. Rakiplerin degavsing yakınlarında iki kavançası olacaktı. Hava biraz daha kuvvetleninceye kadar olabildiğince yerimizi korumaya çalıştık.

Rüzgar neredesin?

Tahminlerdeki 8-10 knot kuvvetindeki rüzgarı bekliyorduk ama hava sürekli 0-5 knot aralığında gidip geliyordu. Bu kadarlık bir rüzgar değil yürümümeze, yelkenlerin yerçekimini yenmesine bile yetmiyordu. Hafif olan tekneler bu durumdan istifade ediyor aradaki farkı sürekli açıyordu. Jumbo teknesi apazına yakaladığı bir esintiyle adeta fışkırdı. Küçük, hafif bir j80 olan Jumbo neredeyse ilk hedefimiz olan yassı adaya gelmişti bile. Artık ikinciliği kovalıyorduk ama yarış daha bitmedi her an herşey olabilir.

Sağnaklar göründü...

Nihayet bir süre sonra 10-13knot kuvvetinde gündoğusundan bir rüzgar geldi. Aslında gelemedi bi türlü; sağnak iki tekne boyu arkamıza yaklaşabildiğinde biraz biraz hareketleniyorduk. Ne varki sağnak bizimle aynı süratte ilerlemediği için yine duruyor sağnağı bekliyorduk. Bir süre sonra en arkadaki teknelerde yanımıza geldiler ve yeniden start verirmişcesine bir çizgi üzerinde sağnakların gelişini "Haydar, haydar..." diyerek bekledik. Aradan çok geçmeden sağnaklar zincirlerini kırdı ve nihayet artık kızımız yürümeye başladı.

Gelen sağnaklarda balonu en iyi şekilde kullandık ve öncü gruba yaklaştık. Chica teknesi hava düşükken farkı 2 mil kadar açmıştı. Rüzgar artık bizim istediğimiz kuvvetteydi. Bir süre sonra Chicayı yakaladık ve bordaladık. Yassıadaya yaklaşırken Jumbo teknesinin Yassıada yakınında havasız kaldığını gördük. Azim, tutku, saygı derken Yassıadaya geldik. Kaderin cilvesi bütün filo (Kınalı ada dönüp gelen IRC1 ler dahil) yassıadayı birlikte döndük.

Yassıadayı dönerken rüzgarsız kalıp fazla yanmamak için yassıadanın biraz daha güneyinde kalmaya çalıştık. İşe yaradı o sıkışık ve havasız alandan nispeten daha erken çıktık ve çok değerli zamanlar kazandık. Sivri adaya gelirken Chica, Galatea ve Papili tekneleri önümüzde ilerliyorlardı. Yarış henüz bitmedi uzun bir Orsa kolu bizi bekliyordu.

Sivri adayı dönmek için yaklaşırken rüzgar yavaş yavaş poyraza dirse etti. Dar apaz sivri adaya ilerlemekteydik. Rakiplerimizden biraz erken, güzel bir zamanlamayla balonu indirdik. Rüzgar artık kuvvetlenmişti ve 80m2 kare balonu beklediğimden çok daha rahat indirdik. Daha kalabalık olduğumuz zamanlarda bile bu kadar rahat indiremiyorduk. Rakiplerimiz balonu son anda indirmeye çalışırken adanın açığına düştüler. Bu durumda yine çok değerli zamanlar kazandık.

Orsaya döndüğümüzde artık herşey daha netti. Hava iyice poyraza dirse etti ve oturdu. Öncelikle döndüğümüz adalardan uzaklaşıp temiz rüzgara çıkabilmek için sancak kontra boğaza doğru ilerlemeyi sürdürdük. Sancak kontra tam akıntının üzerine ilerlediğimiz için bu seyri fazla uzun tutmamakta yarar vardı. Papili ilk tramola atan oldu ancak bizce çok erkendi. Bir süre sonra doğru olduğunu düşündüğümüz mevkide tramola attık ve kınalı adaya doğru ortala 6,2 knot süratle ilerlemeye başladık. Galatea ve Chica tramola atmadılar ve boğaza doğru ilerlemeye devam ettiler. Tramola mevkiimiz gerçekten doğru çıktı süratimiz Papiliden daha iyiydi ve daha orsacı bir seyir içerisinde devam ediyorduk. Bu sırada bizden daha hızlı olan First 34.7 sınıfı tekneler ile çok yakın ilerliyor olmamızda günün ilginç karelerindendi.

Kınalı ada yakınlarında güzel bir tramola attık ve Fenerbahçe burnuna olabildiğince yakın bir orsa seyri ile devam ettik. Hava açabilir bizi tramolaya zorlayabilirdi bu yüzden yüksek ve olabildiğince süratli bir orsa ile yolumuza devam ettik. Yakın rakiplerimizin hepsi gerimizdelerdi durumu koruyarak yolumuza devam ediyorduk. Tek aklımı kurcalayan uzak rakiplerimizin durumu idi. Ancak içimden bir ses bizden geride olduklarını söylüyordu. Bir süre sonra finiş hattını görünürdeki tüm rakiplerimizin önünde ilk sırada geçtik. Çok güzel ve keyifli bir yarış oldu. Marinaya geldiğimizde yarışı ilk finiş ve birinci olarak tamamladığımızı öğrendik. Bizim için son derece keyifli unutulmayacak bir yarış oldu.

Bize bu fırsatı veren Ejder ve İlhan'a uyumlu ekip arkadaşım Faruk'a ve tüm i-marine yelken takımına sonsuz teşekkürler.

20 Ağustos 2009

Tüplü Dalışlarda Nefes Regülasyonu

Az hava harcamak için nefes tutmak ne kadar tehlikeliyse, sualtında nefes alış verişlerini bilinçli olarak kontrol etmeye çalışmak, yani derin ve yavaş nefes almaya çalışmak da o kadar tehlikelidir. Vücutta biriken karbondioksiti atmak için nefes alış verişinizi bilinçli olarak daha yavaş ama daha derinleştirirseniz farkında olmadan gerektiğinden fazla (ya da az) karbondioksit atarsınız. Mesajın ilerleyen paragraflarında solunum mekanizması ile ayrıntılı bir bilgi vereceğim, ancak biraz fazla kimya ve fizyoloji içerdiğinden, konuyla alakası olmayanları fazla baymamak için önce ne yapılıp, ne yapılmaması gerektiğini belirteyim.

Sualtında gereğinden sık nefes aldığınız düşünüyorsanız, kesinlikle nefes alış verişinizi kontrol altına almaya çalışmayın, zira nefes alış verişinizi düzenleyen mekanizma siz değil, sizin vücudunuzdur, ve bu işi çok hassas ölçümler sayesinde sizden çok daha iyi yapar. Yolda yürürken, uyurken, ya da Fenerbahçeyi Konya spor karşısında seyrederken nefesinizi nasıl gerektiği gibi ayarlıyorsa, emin olun ki, su altında da en uygun şekilde ayarlar. Eğer nefes alışverişiniz artmışsa, bu gerekli olduğu için artmıştır. Yavaşlatmak istiyorsanız fazla enerji harcamamaya, yani yavaş ve sakin hareket edip, BC dengenizi iyi ayarlamaya, gereğinden fazla ağırlık almamaya dikkat edin. Tecrübe ile hava harcamanın ters orantılı olmasının nedeni de zaten buradadır.

Bunun dışında metabolik hız (enerji kullanımı) sabit bir şey değildir, kişiden kişiye değiştiği gibi, aynı kişi için de yaş, kilo, anlık fizyoloji ve psikolojiye göre de değişkenlik gösterir. Dalışa yeni başlayan ufak tefek biri, yıllardır dalan1.80 boyunda, atletik bir eğitmenden çok daha az hava harcayabilir. Kadınların hava harcama oranı erkeklerden daha düşüktür (genelde). Akciğer kapasitesi kişinin enerji ihtiyacı ile orantılıdır. Bu nedenle metabolik hızı fazla olan bir kişinin, akciğer kapasitesi, buna bağlı olarak da dakikada tükettiği hava miktarı da fazla olmaktadır.

Özel not:
Şnorkel gerektiğinde hayat kurtarır. ŞNORKELİNİZ OLMADAN ASLA SCUBA DALMAYIN!!!!

Solunum metabolizmasına gelince,
Karbondioksit vücuttan uzaklaştırılması gereken bir metabolizma artığı gibi görülse de, aslında vücut için son derece gerekli bir maddedir ve vücut tarafından hayırlı işler için kullanılır. Glukozkun oksijenle yanması sonucunda dokularda oluşan karbondioksit, plazma sıvısı içinde çözünür ve kana, oradan da alyuvarlara geçer. Ancak karbondioksit suyla tepkimeye girerek Karbonik asit oluşturur (H2CO3).
Bu reaksiyon kendi başına da gerçekleşebildiği halde, alyuvarlar içerisinde bulunan karbonikanhidraz enzimi bu denge reaksiyonunu gerektiğinde çok hızlı kontrol edebilmek için kullanılır (biyolojide bilinen en hızlı reaksiyon). Karbonik asit zayıf asit olup, su içerisinde kısmen bikarbonat (HCO3) ve hidrojen (H) iyonlarına ayrışır.
H2O + CO2 <=> H2CO3 <=> H + HCO3
Bilindiği üzere hidrojen iyonunun sudaki konsantrasyonu suyun asiditesini belirler. Üretilen karbondioksitin %70'i bikarbonat (HCO3) olarak, %27'si hemoglobinlere bağlı olarak, %3'ü ise serbest karbondioksit olarak kanda taşınır. Vücut, karbondioksit, karbonik asit ve karbonat iyonu tepkimesini asit-baz dengesini (pH, -log hidrojen iyonu konsantarsyonu) sabit tutabilmek için kullanır. pH'ın sabit tutulması gerekir, zira vücut içerisinde gerçekleşen bütün kimyasal reaksiyonların gerçekleşebildiği bir optimum pH vardır (pH = 7= nötr, 0-7 = asidik, 7-14 = bazik). Kan için gerekli olan pH 7.4'tür. Kanın pH'ı 8'e çıkarsa ya da 7'ye düşerse ölürüz. Normal bir insanda kan pH'ı 7.35 ile 7.45 arasında dalgalanır. Eğer gereğinden az solunum yaparsanız kandaki karbondioksit oranı artar ve sonucunda yukarıda vermiş olduğum kimysal tepkime sağa doğru kayarak Hidrojen iyonu oluşmasına neden olur, eğer gereğinden çok solunum yapılırsa, bu sefere de serbest karbondioksit azlığı nedeniyle reaksiyon sola kayar ve hidrojen iyonları ortamdan yok edilir.

Kan için tek hidrojen kaynağı karbonik asit değildir. Vücuttaki birçok kimyasal reaksiyon sonucunda Hidrojen iyonu açığa çıkar. Örneğin yetersiz oksijen nedeniyle gerçekleşen anaerobik solunum sonucunda ortaya karbondioksit değil laktik asit çıkar. Yorgunluğa neden olan bu madde gerektiği gibi ortamdan uzaklaştırılmazsa kanın asit-baz dengesini bozar. Solunum hızı düzenlenerek kanın asit-baz dengesi normal değerler içinde tutulur. Bu nedenle beyin kökündeki solunumu kontrol eden merkezler, karbondiokside değil, hidrojen iyonlarına duyarlıdır ve çok hassas bir şekilde sürekli olarak kanın pH'ını ölçerler.

Solunumun karbondioksit tarafından düzenlendiği YANLIŞ bir bilgidir.

Solunum hidrojen iyonları tarafından düzenlenir. Karbondioksit artışı hidrojen iyonlarındaki artışa da neden olur ancak vücutta karbondioksit artmadan da hidrojen iyonu artabilir. Bu nedenle karbondioksit değil hidrojen iyonları ölçülür.

Şimdi gelelim yavaş ve derin solumanın ne gibi bir zararı olduğuna. Çok basit bir örnekle bilinçli solumanın ne gibi olaylara yol açabileceğini göstereyim.

Normal bir insanda, nefes ile alınan havanın burun-boğaz boşluğu ve nefes borusunda kalan yaklaşık 150ml'lik bir kısmı, alveollerle temas etmediğinden gaz alış verişinde kullanılmaz. Yani aldığımız her nefesin yaklaşık 150ml'lik bir bölümünü hiç kullanmadan dışarı atarız.

Normal bir insan dinlenme halinde dakikada 12 kez 500ml'lik nefesler alır. Vücuda çekilen toplam hava 12X500=6000ml/dk dır.
Aynı kişi dakikada 15 kez 400ml'lik nefesler aldığında, ya da 10 kez 600ml'lik solunum yaptığında çekilen hava miktarları yine aynı olur; 15X400=6000ml/dk, 10X600=6000ml/dk. Ancak alınan nefesin tamamının akciğere erişmediğini hatırlayalım. Normal solunum gerçekleştiren kişinin aldığı her 500ml'nin 350ml'si akciğere ulaşmaktadır. Yani normal solunumda akciğere erişen hava 350X12=4200ml/dk'dır. Oysa solunum hızı ve derinliği değiştiğinde bu sayı değişir; 15X(400-150)=3750ml/dk, 10X(600-150)=4500ml/dk.

Bu durumda bilinçli olarak sık ama yüzeysel soluyan kişinin akciğerleri gerektiğinden az havalanırken, az fakat derin soluyan kişinin akciğerleri gerektiğinden fazla havalanır. Birinci kişi hipoventilasyon yaşarken, ikinci kişi hiperventilasyon yaşar.

Hipoventilasyonun sonuçları sanırım herkesce malum. Hiperventilasyonun sonucu ise yine kandaki asit-baz, dolayısıyla da metabolizma dengesinin bozulmasıdır. Durduk yerde balon şişirince karşılaşılan baş dönmesinin nedeni budur.

Vücut çok hassas bir şekilde solunumun sıklığını ve derinliğini ayarlar. Eğer sık nefes alıyorsanız, bu sık nefes almanız gerektiğindendir. Bunu asla bilinçli olarak değiştirmeye kalkmayın, zira hassas ayarı tutturamazsınız. Ancak ürettiğiniz asit miktarını düşürebilirseniz harcadığınız hava miktarını azaltırsınız. Aksi halde hipoventilasyon ya da hiperventilasyon yaşamanız kaçınılmazdır.

Nefesi hızlandıran bir başka durum da heyecan ve panik dir. Vücut kendini tehlikede gördüğünden gerekli hormonları salgılayarak kaçıp kurtulma durumuna karşı kendini önceden hazırlar. Eğer gerçekten heyecanlanacak bir durum varsa vücuda karşı gelmemekte fayda vardır, örneğin peşinizden gelen ve size dik dik bakan bir beyaz köpekbalığı gibi. Yok heyecanınız sadece suyun altında olmaktan kaynaklanıyorsa ve herhangi bir şekilde saniyeler içinde jet ski hızına erişmeniz gerekmiyorsa, sakin olmaya çalışarak, nefes alış verişinizi düzenlemektense, psikolojinizi düzeltmeye çalışmakta fayda vardır.

Dengenizi iyi ayarlayın, nasıl olsa BC var diye gereğinden fazla ağırlık almayın (bu konuda yanlış telkinde bulunan eğitmenler var ne yazık ki), sakin ve rahat olmaya, dalışın keyfini çıkarmaya çalışın, göreceksiniz ki hava harcama katsayınız azalacaktır. Fakat hava tüketimi fizyoloji ile doğrudan bağlantılı olduğu için, hiçbir zaman fizyolojinizin belirleyeceği belirli bir seviyenin altına düşmeyecektir, bu seviye de başkalarınınkinden çok yukarıda olabilir. O zaman kafaya takmamaktan başka yapacak pek bir şey yok, 10'luk yerine 15'lik tüple dalarsınız, olur biter.

Sigara içerdiği katran nedeniyle alveolleri tıkadığı ve akciğer kapasitesinin düşmesine sebep olduğu için, her türlü sportif faliyette olduğu gibi dalışta da performans düşüklüğüne neden olur. Akciğer kapasitesinin düşmesi demek akciğerin gerektiği gibi havalanamaması demek. Bu da doğal olarak daha sık nefes almaya neden olur. Dalıştan önce sigara içmiş olmanıza gerek yok, düzenli olarak sigara içiyorsanız, zaten akciğerinizin bir kısmını kullanamıyorsunuz demektir.

Mesajıma son vermeden tekrar belirteyim, dalış her zaman planlandığı gibi gitmeyebilir, kafanızı sudan çıkardığınızda dalga veya beklenmedik bir akıntı ile karşılaşabilirsiniz, farkında olmadan çıkmayı düşündüğünüz noktadan uzaklaşmış olabilirsiniz, ya da acil bir durum karşısında dalış rotasının en uzak noktasından çıkabilirsiniz, yanınızdaki dalış lideri kifayetsiz olup kaybolabilir..vs. vs. vs. Yani su yüzeyinde sizi zorlayacak durumlarla karşılaşabilirsiniz, ve bu durumda yanınıza şnorkel almış olduğunuz için emin olun dua edersiniz. Bu sırada bunu kim önermişse onu da hatırlamakta fayda var tabi Smiley Yanınıza şnorkel almadan SCUBA dalmayın. Fakat düşmemesi için maske kayışınıza sıkı bir şekilde tutturmayı da ihmal etmeyin. Durduk yerde de beddua almayalım.

Sağlıklı ve keyifli dalışlar

Saygılarımla
Baki Yokeş
TSSF Bilim Kurulu Üyesi
3 Yıldız Eğitmen ve Rehber  balıkadam

Kaynak: www.gezenbilir.com